Make your own free website on Tripod.com

 

Selahaddin EYYUBI

 

Selahaddin Eyyubi (1138 - 4 Mart 1193)
 

Kürt ve dünya tarihine damgasını vuran ünlü komutan ve devlet adamı SELAHADDİN-E EYYUBİ'nin hayatını detaylı olarak bulabilirsiniz...

''İnsanlığı Sultan Selahaddinden öğrendim.''

(İngiltere kralı Aslan Yürekli Richard)

Alparslan ne kadar Türk'se,Selahaddin o kadar Kürt'tü.

                   (OXFORD DÜNYA TARİHİ ARŞİVLERİ)

Selahaddin Eyyubi'den Günümüze mesajlar:

Asıl ismi Yusuf Ibn Ayyub olan ve sonradan sadık, güvenilir,olmasından dolayı Selahaddin adıyla anılan bu efsane komutan,1138'de,Dicle nehri kıyısındaki Tikrit kentinde doğdu. Araplar ve Türkler'in de sahiplendiği Selahaddin, KÜRT'tü.Doğumundan 40 yıl önce Haçlıların Kudüs'ü almaları ve bu şehirde Müslümanların dışında Yahudiler ve Hıristiyanları da öldürmeleri onu derinden etkilemişti. Hiçbir din mensubunun bu muameleye layık olmadığını düşünüyordu. Şam valisi olan babası Şirkuh'un yanında iyi bir asker olarak yetişti.

Kudüs fatihi:
Sultan Nurettin tarafından fark edilip yanına alındığında 14 yaşındaydı. 31 yaşına geldiğinde Nurettin'in Mısır ve Suriye birliklerinin komutanı olmuştu. Nurettin öldüğünde oğulları küçüktü. Bu nedenle Nurettin'in en güvendiği isim Selahaddin imparatorluğun başına geçti.
İkinci Haçlı seferinde 1187'de Hattin'de Haçlı ordusunu bozguna uğratıp imha ettikten sonra Kudüs'ü zaptetti. Kudüs 800 yıl boyunca bir Müslüman kenti olacaktı. Selahaddin, şehre girdiğinde kendi doğmadan önce 1099 yılında Hıristiyanların yaptığı gibi katliam yapmadı. Tek bir Hıristiyan öldürülmedi, yağma yapılmadı. Kudüs'ün ele geçirilmesi Avrupa'da şok etkisi yarattı. Papa Urban III üzüntüden öldü. Yeni Papa VIII. Gregorius'un kışkırtmasıyla başlayan Üçüncü Haçlı seferine İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard ile Fransa Kralı I. Philippe Auguste ve İmparator I. Friedrich Barbarossa da katıldı. İngiltere Kralı Richard, bu İslam komutanı ile karşılaşmayı sabırsızlıkla istiyordu. Bu seferin giderleri için Londra'yı bile satabileceğini söylüyordu.

İnsanlığı öğrendim:
Ancak işler Richard'ın ve diğerlerinin istediği gibi gitmedi. İmparator Barbarossa, İstanbul üzerinden Anadolu'ya geçti ama Kilikya'da Tarsus Çayı'nda yıkanırken boğuldu ve ordusu dağıldı. Fransa ve İngiltere kralları ise deniz yoluyla Akka'ya gitti. Selahaddin ve ordusu da Akka'da onları karşıladı. 638 gün süren savaş sonunda Haçlılar Akka'yı 1191 temmuzunda aldı. Richard acımasızlığını burada tüm dünyaya gösterdi. 1191'de, Akka kalesinde aralarında pek çok kadın ve çocuğun da yer aldığı tam 3 bin müslümanı boyunlarını vurdurarak katletti. Fransa Kralı, Akka alınınca ülkesine geri döndü. Aslan yürekli Richard şimdi savaşta yalnızdı.
1191 ağustosunda Richard, askerlerini Yaffa'ya çıkardı. Hem karadan hem de denizden saldırıyor, Selahattin ise direniyordu. Richard, bu direniş karşısında Kudüs'ü kuşatmayı göze alamadı. 2 Eylül 1192'de ateşkes anlaşmasını imzalayıp evine döndü. Müslümanlara karşı son derece acımasız olan Richard, savaş sırasında birçok kere askerlerine karşı iyi davranan hatta bir seferinde hastalandığında, doktorunu bile kendisine gönderen Selahaddin'e büyük hayranlık duydu ve İnsanlığı Selahaddin'den öğrendim' dedi. İki tarafın anlaşmasına göre Kudüs Müslümanlar da kaldı Hıristiyanların hac için Kudüs'ü ziyaretlerine izin verildi. Haçlılara karşı koyan bu büyük sultanın günümüzdeki önemi daha fazla anlaşılıyor.
AKŞAM GAZETESİ-Burak Artuner

              SELAHADDİN EYYUBİ
Yemen'den Diyarbakır'a kadar geniş bir bölgede hüküm süren(1) Eyyubîler Devleti'nin kurucusu olan Selahaddin Eyyubî, müstakil bir devlet kurmak için gayret sarf etmemiş, sadece Nureddin Zengi'nin ölümünden sonra mevcut devletin dağılıp parçalanmasını önlemek için gayret etmiştir.
Şu gerçeği ifade etmek gerekir ki, Nureddin Zengi ile Selahaddin Eyyubî'nin tarihi rollerini birbirinden ayırmak mümkün değil. Kendi halinde mütevazı bir insan iken Nureddin Zengi tarafından -kısmen de- zorla Mısır'a gönderilen Selahaddin Eyyubî, orada ortaya koyduğu başarılı icraatlarıyla dikkatleri üstüne çekti.
Özellikle Mısır'ın idaresi eline geçtikten sonra, dünya onun gözünde bir hiç oldu. Şükür ve hamd etme aşkı gönlünde dalgalandı. Daha önce yaptığı kötülükleri terk ettiği gibi aynı zamanda tevbe etti.
Len Paul: "Artık Selahaddin kendi şahsı ile ilgili olan şeylerde bir düzenlemeye girdi. Hayat prensiplerini sertleştirdi. O her zaman muttakî ve haramdan sakınan biri idi, ama şimdi bunu daha da katılaştırdı. Dünya zevk ü sefasını, eğlenceleri ve rahat bir hayat yaşama arzularını tamamen terk etti. Kendi davranışlarına, hareketlerine daha katı kurallar koydu. Arkadaşlarına karşı iyi bir örnek oldu. Bütün çalışmalarını, güçlü bir devlet kurmaya yoğunlaştırdı. Nitekim bir yerde şöyle dedi:Allah bana Mısır'ı verince anladım ki, Filistin'i (Kudüs'ün fethini) de vermeyi nasip etmiştir.
O zamandan itibaren Selahaddin'in amacı, ölünceye kadar İslam'a hizmet etmek, onu galip kılıp zafere eriştirmek oldu ve kafirlere karşı cihad etmeye söz verdi." demiştir.
Mücadelesi-Cihadı
Sultan Selahaddin, cihada aşıktı. Sultanın bu aşk derecesindeki halini ve heyecanını şu sözlerle tasvir edebiliriz: "Cihad aşkı, onun damarlarında çağlıyordu ve kalbini, kafasını kaplamıştı. Konuşmalarının konusu daima buydu. İşte bu cihad uğruna o, çoluk çocuğundan, sülalesinden, yuvasından ve bütün mal ve mülkünden ayrılmaya razı olmuş ve bir rüzgarın söküp atacağı bir çadırda yaşamaya katlanmıştı. Yemin edilebilir ki, cihad harekatı başladıktan sonra cihad ve mücahidlere yardım dışında hiçbir yere bir kuruş harcamadı.
Cihad anında bir saftan bir safa atının üstünde koşturur, askerleri cihada özendirir, teşvik ederdi. Ordunun arasında dolaşarak, "Yâ lel İslam - İslam'a yardıma koşun." diye bağırırdı. Gözlerinden de yaşlar boşanırdıGörgü sahiplerinin Sultanı tanıtımları böyle.
Bir defasında bir zâttan dinlemiştim. Onun hakkında konuşurken, halkın onun gülmeyen tavrından şikayetçi olur. Cuma imamı bunun üzerine hutbeden:"Eğer bir idareci tebaasına karşı güleryüzlü olmazsa onlardan bekleyeceği ilgi-saygı sureta olur " der. Bu durumun kendisini ilgilendirdiğini düşünerek cumadan sonra Hoca'ya: "Galiba beni kastettiniz" der. "Evet" diyen Hoca'ya: "Hocam Allah Rasulünün miraca çıktığı Mescid-i Aksa ecnebilerin elinde tutsak iken, Hz. Ömer'in emaneti Kudüs esirken, benden nasıl gülmemi isteyebilirsiniz?"; der ve ağlamaya başlar.
Nitekim bu duygu ve anlayış sonucu, Kudüs'ün fethini Allah, Selahaddin Eyyubî'ye nasip etti.

Selahaddin Eyyubi, elinde kılıç, durmadan çarpışan insan görünümünde kabul edilmemeli. Onun aynı zamanda şehirlerin imarı ve ilim merkezlerinin oluşturulması konusundaki gayreti de takdire şayandır.
Dinî yaşantısı
"Bir tek namazımı bile cemaatsiz kılmadım" diyen Sultan, dini inançlarına bağlı, gece namazlarına riayet ederdi. Hac yapmayı çok arzu etmesine rağmen bu vazifesini yapmadığına çok üzülürdü. Kur'an dinlemeyi çok sever, okunurken hep ağlardı.
İbadetlerine ve güzel amellerine ek olarak idarecilik yönünden de üstünlükleri, güzel meziyetleri vardı. Adaleti, bağışlaması, yumuşak huyluluğu, cömertliği, mertlik ve asaletinin yanı sıra sabır, dürüstlük ve cesaretiyle de insanların beğenisini kazanan iyi bir insandı.
Değerlendirme ve hakkında yazılanlar
Bir davet üzerine gittiği Mısır'da hükümdar olan Selahaddin Eyyubî, bu makamını babasına devretmek ister. Babasına:
- "Şu anda Mısır'ın sultanlığı, Mısır mülkünün idaresi senindir. Biz senin hizmetinde olacağız "
Babası:
"-Ey oğlum! Allahu Teâlâ, seni bu göreve ehil olduğu için seçmiştir, başka sebeple değil" diyerek bu görevi oğluna bırakır. Öyle ki Sultan, ortaya çıkan bu durum karşısında asla gururlanmaz. Hükümdar Nureddin Zengi'nin ve onun yerine geçen oğlu Nureddin Mahmut'a bağlılığını ifade etmiştir.
İstememesine rağmen yer yer iktidar mücadelesi yapmak durumunda kalan Selahaddin'in hükümdarlık dönemini üç grupta toplayabiliriz.
Mısır dönemi: Savunma.
Şam (Suriye) dönemi: Hazırlık.
Filistin dönemi: Taarruz.

Bu üç dönemde de Sultan, Haçlıları Filistin ve civar beldelerden çıkarmayı hedefledi. Devletini kuvvetlendiren Sultan, artık gerekeni yapmalıydı ve yapmaya da başladı. Önce Hıttın savaşını kazandı. Bu zafer İslam dünyasının Selahaddin'e güvenini artırdı. Bundan dolayı şairler şiirleriyle, alimler vaazlarıyla Hükümdarı övmeye başladılar. Nitekim İmadeddin İsfehani:
"Hıttın'de onların hükümdarının şerefini yerle bir ettin; küfürlerini bütünüyle ortadan kaldırdın"
İbnu Saatî ise:
"Üstün gayretlerinin, büyük bir fethi süsledi;
Bu zaferle mü'minlerin gözleri nurlandı"
Kudüs'ün fethi esnasında mübarek beldede kan dökülmesin diye çok çaba sarf etti; kısmen de başardı. Haçlılar, terk ederken de çok ciddi tahribat yaparak gittiler. Bunun üzerine 4. Haçlı seferi Alman İmparatoru I. Friedrich, Fransa Kralı II. Philippe ve İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard 100.000 kişilik bir orduyla harekete geçtiler. Bu savaş Remle Sulhunun yapılmasıyla neticelendi.
Kendisine tevdi edilen görevi layıkıyla yerine getirmeye çalışan Sultan, mazlum müslümanların yüzünü güldürdü. Öyle ki bir şair, onun ölümünden sonra şöyle söylüyor:
"Bizim kendisine samimi bir şekilde itaat ettiğimiz, Allah'ın itaatkar kulu nerede?
O kimse ki, faziletleriyle zamanı şereflendirdi.
Üstün hasletleriyle, emsallerini geride bıraktı.
Bütün ömrünü müdafaası uğrunda tükettiği İslam Dini mensuplarının hükümdarı oldu.
Böyle olduğu halde, muhafızları ona niçin teslim ettiler.
Kurtların dine üşüştüğü ve çobanlarının dini kurtlara teslim ettiği bir sırada, İslam'ı kurtaran ey ulu hükümdar!
Alemlerin Rabbının rızası ve duası, Selahaddin Yusuf üzerine daim olsun"
Nitekim 27 Safer 589 tarihinde Şam'da vefat etti.
Allah'a kulluğu şiar edinen, insana hizmeti ibadet sayan, cihadı hayatın iksiri kabul eden yöneticilik ne güzel.

x-saladin.jpg       KÜRT SELAHADDİN(Lord Saladin)in temsili bir resmi

Selahaddin-e Eyyubi Kudüsü alıp içindeki gayri müslimleri affettiğini bildirince Kudüs halkı onu KÜRTÇE ilahilerle karşılayarak teşekkür etti...

(Kaynak:OXFORD DÜNYA TARİHİ ARŞİVLERİ)

SELAHATTİN EYYUBİ(1138 - 1193)


1138 yılında Dicle Nehri kenarında bulunan Tikrit şehrinde dogdu.Mısır, Suriye, Yemen ve Filistin sultanı ve Eyyubi hanedanının ilk hükümdarı. Kudüs'ü Haçlılardan alarak (2 Ekim 1187) kentte 88 yıl süren Frank işgaline son vermiş, Hıristiyanların misilleme olarak düzenledikleri III. Haçlı Seferi'ni etkisiz hale getirmiştir.

saladinheykel.gif           Selahattin Eyyubi'nin Şam'daki heykeli...

Babası Necmeddin Eyyub, Selçuklu emiri İmadeddin Zengi'nin hizmetinde görevliydi. Baalbek ve Şam'da büyüyen Salaheddin iyi bir din eğitimi aldı. Askeri yaşamı Zengi'nin oğlu ve ardılı Emir Nureddin'in komutanlarından, amcası Asadeddin Şirkuh'un hizmetine girmesiyle başladı. Şirkuh'un, Mısır'ın I. Haçlı Seferi sonucunda kurulan Latin-Hıristiyan devletlerinin eline geçmesini önlemek amacıyla düzenlediği üç sefer sırasında, Kudüs'ün Latin kralı I. Amalricus, Mısır'ın Fatımi halifesinin güçlü veziri Şavar ve Şirkuh arasında karşılıklı bir mücadele gelişmişti. Salaheddin Şirkuh'un ölümünden ve Şavar'ın öldürülmesinden sonra, henüz 31 yaşındayken hem Suriye birliklerinin komutanlığına, hem de melik unvanıyla Mısır vezirliğine atandı(1169).

4_charge.jpg

               TEMPLAR KNIGHTS(Tapınak şovalyeleri)

1171de Mısırda Şii Fatımi halifeliğine son vererek Sünniliğe dönüldüğünü ilan eden Salaheddin Eyyubi böylece Mısırın tek yöneticisi durumuna geldi. Bir süre için kağıt üzerinde Emir Nureddinin vasalı olarak kaldıysa da bu ilişki Suriye emirinin 1174te ölmesiyle sona erdi. Mısırdaki zengin tarım topraklarını mali dayanak olarak kullanan Salaheddin, Nureddinin çocuk yaştaki oğlu adına naiplik talebinde bulunmak üzere küçük, ama çok disiplinli bir orduyla Suriyeye hareket etti. Ama çok geçmeden bu talebinden vazgeçerek, 1174ten 1186ya değin Suriye, Kuzey Mezopotamya, Filistin ve Mısırdaki tüm Müslüman topraklarını kendi bayrağı altında birleştirmeye girişti. Zamanla sahtekarlık, ahlaksızlık ve gaddarlıktan uzak, cömert, erdemli, ama kararlı bir hükümdar olarak ünlendi. O zamana değin iç çekişmeler ve yoğun rekabet yüzünden Haçlılara direnmede güçlük çeken Müslümanların maddi ve manevi açıdan güçlenmelini sağladı.

0439_1ffffff.jpg

Selahaddin çok büyük ve ürkütücü bir ordu                   kurmuştu... Selahattin 200.000 kişilk ordusuyla KUDÜS'ü fethetti.Binlerce şehit verdi.Ama ne Hristyanları ne de Yahudileri kılıçtan geçirmedi.O hangi dine mensup olursa olsun kimsenin zulmü hakketmediği savunuyordu...
Salaheddin, yeni ya da gelişmiş askeri teknikler kullanmak yerine, çok sayıdaki düzensiz kuvvetleri birleştirip disiplin altına alarak askeri güç dengesini de kendi lehine çevirmeyi başardı. 1187de bütün gücüyle, Latin Haçlı krallıklarına yöneldi. Düşmanlarının tümüyle yoksun olduğu komuta yeteneğiyle 4 Temmuz 1187de tükenmiş ve susuzluktan bitkin düşmüş bir Haçlı ordusunu, Kuzey Filistinde Taberiye yakınındaki Hattinde sıkıştırdı ve bir hamlede yok etti. Haçlıların verdiği kayıpların büyüklüğü Müslümanların Kudüs Krallığının neredeyse tümünü ele geçirmesini sağladı. Akka, Betrun, Beyrut, Sayda, Nasıra, Caesarea, Nablus, Yafa ve Aşkelon üç ay içinde düştü. Salaheddin Haçlılara en büyük darbesini ise 88 yıl Frankların elinde kalan Kudüsü 2 Ekim 1187de teslim alarak indirdi.
kingdomofheaven11111111.jpg

 Selahaddin Eyyubi
HAKKINDA YAZILANLAR
Kitabın adı:Selahattinin Mirası
Kollektif
Avesta Basın Yayın
Konusu
Bu yüzyılda yazılmış kitapların çoğu, ölümünün üzerinden sekiz yüzyıl geçmiş olmasına rağmen, Selahaddin'in Haçlı Seferlerindeki kariyeri ve mirasıyla ilgili tartışmaların hala ne kadar canlı olduğunu gösterir. Selahaddin eşine az rastlanır, düşmanları tarafından bile hürmetle anılan birkaç tarihsel kişilikten biridir. Bu çalışma, Kürt tarihinin bu en ünlü şahsiyetinin ardında bıraktığı mirasa ayrılmıştır. Yazarların ele aldığı temel konulardan biri, çoğu biyografi yazarının genelde es geçtiği Selahaddin'in Kürt oluşunun onun üzerindeki etkisidir.
Çeviren:Serdar Şengül/Bilal Öztunç
Yayın Yılı: 2001; Orjinal Adı: The Legacy of Saladin; 309 sayfa; 3.HAMUR; 13,5x19,5 cm; KARTON KAPAK; ISBN:9757112933; Dili:TÜRKÇE

saladin_thecrusaderscc.jpg

Cennetin Krallığı filmi Holywood'ta çekilen ilk Kürt filmlerinden bir tanesi.Filmde Selahattin rolunü Ghassan Masoud başarılı bir şekilde oynuyor.

bismillah_fat.gif

SALADIN: NOBLE PRINCE OF ISLAM

Saladin

Saladin, is a Kurd whose Arabic name is Salah ad-Din Yusuf.
A native of Kurdistan, but educated at an illustrious centre of Islamic learning near Cairo, Saladin is intelligent, well read and a brilliant soldier.
Despite being physically unimpressive - he is a short, stout little man and blind in one eye - he became Sultan of an empire that stretched from Egypt to Byzantium.
Four years ago, in 1187, whilst the Christians in Outremer quarrelled amongst themselves, the Saracens became united under their leader Saladin who recaptured Jerusalem from the Crusaders.

kudussss.jpg

Her şey senin için KUDÜS...

saladinbedooo.gif

Kudüs'ün Fethine Giden Yol

Selâhaddin-i Eyyûbî, 1167'de amcası Şirkuh (Musul Atabeyi Nureddin Mahmud b. Zengi'nin önemli bir komutanı) ile beraber Şiî Fâtimî hâkimiyetine son vermek amacıyla çıkılan Mısır Seferinde, onun yardımcısı sıfatıyla kendini ilk kez tarih sahnesinde göstermişti. Sefer esnâsındaki el-Bâbeyn Meydan Muharebesi ve İskenderiye Muhasarasında sergilediği başarılarla göz dolduran Selâhaddin, ilerisi için büyük ümitler vâdeden bir emir olduğunu herkese ispatlamasını bilmişti. 1169'da Mahmud Zengi, büyük bir orduyla Kahire'yi fethedip, idâreyi vezir tâyin ettiği Şirkuh'a bırakacaktı. Ancak Şirkuh çok yaşamayacak; yerine 26 Mart 1169'da ittifakla Selâhaddin Eyyûbî getirilecek ve aynı zamanda Nureddin'in ordu komutanı da olacaktı. İşte bu tarihten sonra Selâhaddin, kendisinden tarihin beklediği esas rolleri îfâ etmeye başlayacaktı. Eylül1171'de Nureddin'in emriyle, Mısır'da Fâtimî hâkimiyetini ve hilâfetini nihâyeteerdirecek ve İslâm Dünyası'nı tehdit eden/bölen Şiî-Bâtinî tehlikesini bertaraf edecekti. Ayrıca, Câmiü'l-Ezher'deki Fâtimilerin propaganda merkezini kapatarak, Sünnî akideyi yaymak için medreseler açma yoluna da gidecekti.

Bu arada Selâhaddin, hep Nureddin adına hareket ediyor ve tâbiiyetini sürdürüyordu. 15 Mayıs 1174'te Nureddin ölünce, devlette saltanat kavgası baş göstermiş; Emirler, Haçlılarla mücadele edecek yerde birbirlerine düşmüştü. Selâhaddin, Şam'dan gelen dâvet üzerine Ekim 1174'te Mısır'dan ayrılacaktı. Muhaliflerini saf dışı ettikten sonra 6 Mayıs 1175'te istiklâlini ilan edecek ve adına hutbe okutup para bastıracaktı. Böylelikle, kendisinin ve kurucusu olduğu Eyyûbî Devleti'nin siyasî geleceği yeni bir dönüm noktasına girecekti. 1186 yılı Mart ayına kadar Halep ve Musul Atabeyliklerine hükümranlığını kabul ettirmesiyle Trablusgarp'tan Hemedan'a kadar olan İslâm toprakları Selâhaddin'in hâkimiyetine geçecekti. Nureddin Zengî'nin ölümüyle parçalanan İslâm birliği böylece daha da kuvvetlenmiş olarak yeniden sağlanıyordu. Artık şartların olgunlaşmasıyla, Kudüs'ün fethi için de yavaş yavaş kapı aralanacaktı.

Selâhaddin'in Kudüs'e Meftûniyeti

Hıristiyan Batı Alemi, Kudüs'ü kurtarmak gâyesiyle, tarihin o en barbar taarruzu olan "Haçlı Seferleri"ne start vermekte gecikmemişti. Haçlılar, Hz. Ömer'in 638'deki Yermuk Zaferinden 460 yıl sonra, I. Haçlı Seferi sonunda (1099) Kudüs'ü ele geçirip, bir krallık kurmaya muktedir olacaklardı. Vahşî Haçlılar, geçmişte bir benzeri daha görülmemiş canavarlık numunelerini gösterime sunmaktan zerrece çekinmemişlerdi. Yapılan hunharlıklar sırasında, şehrin su tankları kana bulanacak kadar sokaklarda 3 gün boyunca oluk oluk kan akmış, mâbetlerde bile yüz binlerce Müslüman acımasızca katledilmiş ve pek çok yerde ölüler dev piramitler hâlinde yığılıp yakılmıştı. Kısacası, irtikap edilen vahşîlikler, yamyamları dâhi hicâba sevk edecek ölçüde korkunç ve târifsizdi.

Selâhaddin Eyyûbî, aradan 88 yıl geçmesine rağmen, Kudüs'ün Haçlıların tahakkümü altında bulunmasını bir türlü içine sindirememişti. İslâm'ın ilk kıblesi ve Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Miraç'a yükseldiği mukaddes beldenin, Haçlı sultasında bulunmasını kabullenemiyordu. O kadar ki, Sultan Selâhaddin'in âdetâ bir mecnun gibi dolaştığı; yemeği ve uyumayı unuttuğu; gülmeyi, zevk ü sefâyı kendine haram ettiği ve Kudüs'ün fethine dek hep çadırda kaldığını tarih hazin bir biçimde kaydetmiştir. Bahaüddin b. Şeddad, Selâhaddin'deki bu derin hicranı şu muhteşem sözlerle şâhikalaştırmıştı: "O, Kudüs hakkında o kadar gamlı idi ki, onun bu gam ve kederini dağlar kaldıramazdı. O, çocuğunu kaybetmiş bir ana gibi şaşırmış kalmıştı. Atını bir yerden bir yere koşturup Müslümanları, Kudüs'ü kurtarmak için cihâda davet ediyordu. Dâimâ hüzünle gözyaşı döküyor, göz pınarları hiç kurumuyordu. Hele Akka'ya baktığı zaman, kendine bir türlü hâkim olamıyor, halkına yapılan zulüm ve işkenceleri hatırlamak istemiyordu. Boğazına bir türlü yemek girmiyordu. O şöyle diyordu: "Kudüs ve Mescid-i Aksa, Haçlıların işgâlinde olduğu müddetçe, ben nasıl olur da gülebilirim, sevinebilirim, istediğim gibi rahat yemek yiyebilirim ve hele gözüme uyku girebilir?!"

1ha_l_lardddd.jpg

Haçlılar kadın-erkek,genç-yaşlı demeden bütün                   Müslümanları kılıçtan                   geçirdiler... 

01-10-22-selahattin.jpg

selahattin eyyubi yi temsil eden bir fotoğraf

saladintomb.jpg

Selahattin Eyyubi  türbesinin eski hali


Salaheddinin başarısına düşen tek gölge Sur'un ele geçirilmemesiydi.1189da Haçlı işgali altında yalnızca üç kent kalmış, ama sağ kalan dağınık Hıristiyanlar zorlu bir kıyı kalesi olan Surda toplanarak Latin karşı saldırısının çıkış noktasını oluşturmuşlardı. Kudüsün düşmesiyle derinden sarsılan Batılılar yeni bir Haçlı seferi çağrısında bulundu. III. Haçlı Seferi çok sayıda büyük soylu ve ünlü şövalyenin yanı sıra, üç ülkenin krallarını da savaş alanına çekti.
III. Haçlı Seferi uzun ve tüketici oldu. I. Richard (Aslan Yürekli) tartışmasız askeri dehasına karşın hiçbir sonuca ulaşamadı. Haçlılar Doğu Akdenizde ancak güvensiz bir toprak parçasına tutunabildiler. Kral Richard Ekim 1192de dönüş için yelken açtığında savaş sona ermişti. Salaheddin başkent Şama çekildi. Uzun seferler ve at üstünde geçen günlerden sonra 4 Mart 1193te vefat etti. Akrabaları imparatorluğu paylaşırken,o tarihe altın harflerle ismini yazmıştı...

Selahattin Eyyubi'nin yeniden restore edilen türbesi.

sld02.jpg

Haçlılar her seferinde bu büyük komutana boyun eğdiler.

Bir Selahaddin Eyyübi Romanı

Selahaddin Eyyübi... Kahire, Şam ve Kudüs'ün Sultanı... Doğudan Batı'ya herkesin takdirini kazanmış, kahramanlığı, zaferleri ve hoşgörülülüğü merak edilen, filmlere, romanlara hikâyelere konu olan ve haçlılara en büyük darbeyi indiren büyük komutan. Selahaddin Eyyubi'yi anlatmak son dönemlerin en yaygın eğilimlerinden biri.
--------------------------------------------------------------------------------

Norveçli yazar Thorvald Steen'in bu yılın ağustos ayında İthaki Yayınlarından piyasaya çıkan ve bir süre en çok satanlar listesinin üst sıralarında yer alan romanı Tozkoparan, Selahaddin Eyyübi'nin hayatını birbirine paralel akan iki öykü kurgusuyla anlatıyor. İlk öykü, günümüze ait bir Norveç öyküsü; Şair Erick Lindhold'un eşini ve çocuğunu Oslo'da bırakarak Lizbon'a, oradan da âşık olduğu İngiliz gazeteci Cecilya Anderson'un peşine düşerek Şam'a gidişini ve hayal kırıklığı ile evine döndüğünde onu bekleyen acı sürprizi anlatıyor. İkinci öyküde ise Selahaddin Eyyübi'nin düşmana karşı sergilediği örnek davranışlarla, Kudüs'ü savaşmadan almaya çalışması anlatılıyor. Çift kurgulu ilerleyen romanda iki ana karakterden birinin neden Eyyubi olduğu kafalarda soru işareti bırakıyor. Vasat bir içeriğe sahip, aslında birbirinden fazlaca bağımsız ilerleyen iki roman. Karakterler iç içe geçmiyor, ortak nokta bulamıyor; buluşamıyor, kurgudaki eksiklikler kafa karıştırıyor. En önemlisi de bir batılının gözünden Müslüman bir kumandanın ne kadar zayıf anlatıldığına şahit oluyoruz. Tüm bunların yanı sıra dili çok akıcı ve sade. Steen, Norveç'in en önemli yazarlarından biri. Norveç Yazarlar Birliği'nin başkanı, İsveç Yazarlar Birliği'nin yönetim kurulu üyesi, romanları, şiir kitapları var, öykü ve deneme de yazıyor. 15 Ekim'de Türkiye'ye gelerek sevenleriyle buluşacak.

richard_the_lionheartccc.jpg

Yaklaşık yüz yıl süren Haçlı egemenliğinden sonra, 2 Ekim 1187'de, tam da Müslümanların Hz. Muhammed'in Kudüs'ten göklere yükselmesini kutladıkları günde Selahaddin Eyyubi kutsal Kent'e girer. Kesin emir vardır: Batılı olsun, Doğulu olsun hiçbir Hıristiyan rahatsız edilmeyecektir. Selahaddin'in Ibelin'li Balian'la yaptığı anlaşmaya göre, esir olduklarına göre Haçlılar fidye ödeyecektir. Fakir Hıristiyanların fidyesinin ödenmesinde problem çıkar. Selahaddin yaşlı, dul ve yetim Haçlıların fidyesini kaldırır. Paraya hiç önem vermemesiyle bilinen Selahaddin'in hazinedarları ise mutsuzdur. Selahaddin onlara şöyle der: "Hıristiyanlar her yerde bizim iyiliklerimizi anlatacaklardır."
Bunlar ünlü romancı Amin Maalouf'un tarih anlattığı ve pek çok ülkede büyük ilgi toplayan kitabında yer alıyor. Bugünden baktığımızda Selahaddin'in söylediklerinin bire bir doğru çıktığını söyleyemeyiz. Ama Ridley Scott'ın imzasını taşıyan dev bütçeli Haçlı filmi 'Cennet'in Krallığı' da (Kingdom of Heaven) Selahaddin Eyyübi'nin muzaffer bir komutan olarak portresinin çizilmesi, Müslümanların iyi taraf olarak gösterilmesi, onun yüreğine su serperdi herhalde. Gerçekten de Scott'ın filmi Hollywood ezberimizi bozuyor. Film her ne kadar Kudüs'ü Selahaddin'in ordusuna karşı savunmak zorunda kalan, fazla kan dökülmeden Kutsal Kent'i ona teslim eden Ibelin'li şövalye Blian'ın kahramanlığı üzerinde yükselse de sonuçta Hollywood filmlerinde alışık olduğumuz bir sonla bitmiyor.
'Cennet'in Krallığı' filmi 1180 - 86 yılları arasındaki dönemde geçiyor. O dönemde Kudüs'ün genç Hıristiyan kralı IV. Baudouin, Müslümanlarla uyumlu bir ilişki sürdürmeye çalışıyor. Cüzzamdan mundarip kralın yardımcıları arasında kız kardeşinin kocası Guy De Lusignan ve onun sıkı dostu Prens Renaud de Chatillon (kimi kaynaklarda Arnat, filmde Reynald) gibi savaş meraklısı yüksek rütbeliler vardı.
Mısır hükümdarı Nureddin'in ölümü üzerine onun başarılı komutanlarından Kürt kökenli Selahaddin Eyyubi başa geçmişti. Lübnan asıllı Amin Maalouf, Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri kitabında Selahaddin'in Nureddin'le aynı amaçları izlediğini yazıyor: "Arap dünyasını birleştirmek; Müslümanları manevi olduğu kadar işgal altındaki toprakları geri alabilmek üzere askeri olarak da seferber etmek." Gerçekten de Hassan Sabbah'ın kurduğu Haşhaşinler gizli tarikatının iki suikastından da sağ kurtulmayı başaran Selahaddin Eyyubi kısa sürede bölgenin hâkimi oldu.
Nasıl biriydi Selahaddin? 'Cennet'in Krallığı' filmindekinden çok da farklı değil. Amin Maalouf, kitabında Arap tarihçileri kaynak göstererek Selahaddin Eyyubi'yi 'düşünceli, biraz melankolik, küçük rutbelilerle olduğu zaman bile tevazu sahibi, sözünün eri, affetmeyi bilen, konuklarına karşı her zaman nazik, zenginlik ve lüksü samimiyetle reddeden biri' olarak tarif ediyor. En büyük hedefi Kudüs'ü Hıristiyanlardan almak olmasına karşın, cüzzamlı krala verdiği sözleri tutup barış anlaşmasını bozmamaya çalışıyor... Cüzzamlı kral öldükten sonra Guy yeni kral olur. Anlaşmaya aykırı olarak De Chatillon'la birlikte bir kervana saldırır.
Haçlı ve Müslüman ordularının büyük savaşı tarihe Hattin (Hittin) Savaşı olarak geçecektir. Selahaddin tuzağı kurmuştur: Susuzluk. Haçlı ordusunun Taberiye Gölü'ne ulaşması için Selahaddin'in ordusunu geçmesi gerekmektedir. Susuz geçen gecenin sabahı Haçlı ordusu, Selahaddin'in askerleri tarafından sarılır. Ordusu yok olan Haçlılardan Kudüs'ü almak zor olmayacaktır. Ama Haçlı Seferleri yüz yıl daha sürecektir.

Kim kazandı?
Peki Haçlı Seferleri'nin sonunda kim kazançlı çıktı? Amin Maalouf'un Arapların Gözünden Haçlı Seferleri kitabındaki tesbitlerinden aktarıyoruz: "Haçlı Seferleri döneminde, Arap dünyası İspanya'dan Irak'a olan bölgede hâlâ entelektüel ve maddi olarak yeryüzünün en gelişmiş uygarlığının taşıyıcısıdır. Sonra dünyanın merkezi kesin bir şekilde Batı'ya kaymıştır." Maalouf'a göre Haçlılar'ın iki yüz yıl boyunca bölgede kalabilmelerinin en önemli sebebi Arapların kurum oluşturmadaki yetersizlikleri. "Frenkler daha Doğu'ya geldikleri anda gerçek devletler kurmayı başarmışlardır. Kudüs'te taht genelde sürtüşmesiz intikal etmekteydi. Müslüman devletlerde ise her monarşi, hükümdarın ölümünde tehdid altında kalıyor, her taht intikali bir iç savaş başlatıyordu."
Başarısızlığın bir diğer önemli sebebi ise Arapların Haçlı Seferleri boyunca Batı'dan gelen yeni fikirlere açılmayı reddetmeleri. "İstilacı açısından fethedilen halkın dilini öğrenmek bir becerikliliktir; yenikler için ise fatihlerin dilini öğrenmek bir uzlaşma, hatta bir ihanettir. Böylece çok sayıda Frenk Arapça öğrenirken ülke halkı Batılıların dili karşısında kayıtsız kalmıştır./.../ Öte yandan eski Yunan uygarlığının mirası, Batı Avrupa'ya çevirmen Araplar aracılığıyla aktarılabildi. Frenkler tıp astronomi, coğrafya, matematik, mimari bilgileri Arapça kitaplardan edinmişlerdir; bu kitapları özümsemişler taklid etmişler, sonra aşmışlardır."

ARAPLARIN GÖZÜYLE HAÇLI SEFERLERİ

Amin Maolouf, Çeviren: Mehmet Ali Kılıçbay, Telos Yayıncılık, 1997
Müslümanlar'ı kim yönetti?
Haçlı Seferleri dalga dalga Anadolu ve Orta Doğu'ya akarken bu coğrafyalarda kimler yaşıyordu? Haçlılardan çok onlarla savaşan müslümanları anlatan bir kitap Haçlılar Çağı. Seferler boyunca bölgede sırasıyla Selçuklular, Eyyubiler ve Memluklüler egemen oldu. Tabii dini otoritenin sahibi Abbasi ve Fatimi Halifeleri'ni de yok saymamak gerek.
Dönemin siyasi geleneği sık sık hanedanların değişmesine, kendi içlerindeki iktidar savaşları ise karmaşık bir siyasi atlas oluşmasına sebeb oluyordu. Selçuklular'ın eyaletlere yönetici atadığı prenslerin 'atabeg' denilen naipleri vardı. Bu atabegler çoğunlukla, kölelikten paralı askerliğe geçen Türklerin, yani Memluklerin içinden çıkıyordu. (Kürt kökenli Selahaddin Eyyubi istisna) Atabegler zaman zaman bizzat iktidarı üstlendiler, daha sonra da zaten Memluk Sultanlığı'nı kurdular. Holt'un kitabı özellikle, Müslümanlar için bir dezavantaja dönüşen bu siyasi yapıyı anlamak bakımından önemli.